20091108

Sibel Can ve Banu Alkan 'ın ortak yanları kocaman popoları

iki gündür hiç izlemediğim kadar tivu izledim, üstelik salak salak programlar arasında zap yaptım.

popüler(!) tivu kültürümün olmadığını ve bununda bir kayıp olmadığına kanaat getirdim.


bir sürü yeni şarkıcı türemiş. üç beş klipten sonra, onlar şarkı söyleyebiliyorsa bende söylerim diyerek şarkıcı olmaya karar verdim.

bu yeteneksizliğimle onlardan daha iyi olacağımı da bilmekteyim.


dün akşam Banu Alkan'a denk geldim ordan oraya gezinirken, bu sabahta dedikodu programında Sibel Can'a.

Sibel Can giderek Banu Balkan'a mı benziyor ne?

Sibel Can'ın puan diyeti yaparak kilo verdiğini ve formunu koruduğundan söz ediyolardı.

Ben size söliim o puan diyeti hiç işe yaramamış, karı hala fil gibi...

göz var, nizam var ya!

20091107

şeker portakalım

Dün başladığım Şeker Portakalı'nı sabah uyanınca bitirmeye kalkışmak kötü bir fikirmiş...

Önce üç beş damla yaaşşşşş, süzüldüüü gözlerimdennn.

Sonra iç burukluğu kaldı biraz.

Ne güzel kitapmış, daha yeni okudum.

Vakti gelmiş.

Kitabın sonu hüzünlü olsada, dün altını çizdiğim şu alıntıyla bitireyim bugünkü yazımı;

Yeni ev, yeni bir hayat ve basit umutlar, basit umutlar.” Sf. 63


 

p.s:hep diyorum, kitapların zamanları vardır diye...

20091106

Donkişot Mathy

Yeni Zelanda’dan gelişimin dördüncü gününde  tivuda tesadüfen Redd’in Donkişot şarkısına denk gelip, oradaki iki-üç satır şarkı sözüne resmen tutulup, Ada müzikten albümü almıştım, gayet bilinçli bir şekilde.

Zaten albümü alacaktım ama takıldığım sözler, alma sürecini dahada hızlandırmıştı...

 

Bugünde buraya gelişimin beşinci günü.

Dört geceyi geride bıraktım.

Havanın temizliğinden mi yoksa yapılacak işlerimin olmasının verdiği tedirgenliğinden midir nedir bilinmez, sabahın 8’inde uyandım, saati 10’a kurmama rağmen...

Hava aksine güneşli bugün.

Dört gündür yağışlıydı.

Repeatte yine Donkişot, ben yine uzaklarda...

Yalnız bu seferki uzaklık biraz daha göreceli...

Dünyanın öbür ucuna gitmedim ama Türkiye’nin bir ucuna yakın sayılırım.

Kaçıp evden uzaklara

Şehre bakalım aylak aylak

Kaçıp gerçekten uzaklara

Hayallere dalalım teslim olmadan

Güzel bir özgürlük var bu gece'

 

İçimden bir ses burada çok eğleneceğimi söylüyor...

kendi başıma.

:)




p.s: birazdan muhteşem deniz manzaralı evimin kontratını imzalamaya gideceğim.

20091104

velkam

dı niyu layf!

p.s: inadına; nat tu, yes dı.:)

20091030

son perşembe.

20091027

gitmek ve gitmek istemek

Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.

Can Yücel


p.s: ben şahsen hep biyerlere gitmek isterim, sonrasında giderimde.

her seferinde de geri dönerim.

yalnız bu sefer ki pek ani oldu...

20091025

53 'ün gizemi

sen yıllardır 53 sayısına tak, adının ve soyadının baş harflerini andırıyo diye. 

pek sev.

sonra  karşına çıksın...

ansızın...

ee yuh yani...


p.s: taktığım öbür sayıda 513'tü...hayırlara vesile olar inşallah...:)